'...korunaklı olmayan hayatlarını korunaklı gibi göstermeyi deneyecekler.yeniden kokulu sabunlar alıp tam musluğu açtıklarında ellerindeki hüznün akıp gitmeyeceğini farkedecekler...pencereden eğilip yola baksalar,sevgililerinin orada,saatlece yemeden içmeden,uyumadan onları beklediğini düşünecekler.ama eğilip bakmayacaklar,çünkü onlar güzel çocuklar,orada kimsenin olmadığını görürlerse pencereden düşerler. yüzleri kırılır.çirkinleşirler.onlar çirkinleşmemeye and içmişler...aşkın kaf dağında değil,sokaklarda salak salak gezdiğini ve onlara çarpacağını duymuş,bunu bedenlerinin her yeriyle tanrıdan dilemişlerdir. çarpılırlar da...fakat olacak olan herzaman olur,nedense hikaye hep aynı hikayedir.kendilerini kaf dağından yuvarlanırken bulurlar..heveslenmeyin,uzun sürmeeezz,yara bantlarını takıp ayağa fırlarlar..hiç şakaları yok,ciddi güzeller. ağızlarına çok yakışan küfürleri,şarkıları,öpüşleri,hıçkırıkları,bir de kalpleri ve gülümseyen gözaltları var.kırıldıkları kadar kıracaklar..sordukça susacaklar...''